ala kurdistan
Ey Reqîb

Tiflis’in Bitmeyen Bitleri 2 - Dursun Ali Küçük

*Hastalığa Yakalandım…

Eski koğuştan ayrılırken hâlâ hasta olduğumu bilmiyordum.

Yaklaşık 6 ay bit kırmıştım.

Müdürle konuştuktan sonra yeni yere verildim.

Yeni yer küçük küçük koğuşlardan oluşuyordu.

Koğuşlarda az kişi kalıyordu. Yeni koğuşumda 8 kişiydik. Herkese bir yatak düşüyordu. Birkaç yerde boştu. Burada da tuvalet ve banyo içerdeydi. Sovyetler zamanından kalma bir cezaeviydi.

Koğuş sistemi aynı kalmıştı. Anlatılanlara göre o zamanlar iyi yemek verilmiyormuş.

Şimdi de yemekleri iyi değildi. Neyse bazı yemekleri dışarıdan alıyorlardı. Kendimizde yapabiliyorduk.

En çok sevindiğim şey 6 aydan sonra artık bitlere veda edecektim. Yeni yer biraz temizdi. Kendine dikkat eder ve temizliğine bakarsan bitlerden kurtuluyordun. İç elbiselerin hepsini ve bazı dış elbiseleri topladım, hepsini bir poşete koydum. Çöpe uğurladım. Geriye kalan elbiseleri bitler can verecek şekilde kaynattım. Onları kullanmaya devam ettim.

Derken bitlere veda etmiştim. Bu çok hoşuma gitmişti. Hastalığa yakalanmayacağımı düşünmeye başlıyordum.

O zaman sigara içiyordum. Bir süre baktım sigara içerken öksürmeye başlıyorum.

Koğuştada sigara içildiği için akşamları sigara içilirken yine rahatsız oluyordum. Demek ki öksürükler ilk işaretti. Hâlâ ne hastası olduğumun farkında değildim.

İlerleyen günler de öksürmelerim arttı. Sigaraya dayanamıyordum. Kirli hava olunca oldukça rahatsız olmaya başlamıştım.

Derken balgam gelmeye başladı. Akşamları yanımda bir şişe tutuyordum. Sordum soruşturdum bu nedir?

Dediler ki tüberküloz, yani bizdeki deyişiyle ince hastalık ve veremdi. Geceleri üşüyor veya terliyordum. Zayıflamaya da başladım. Artık aynada kendime bakınca veya banyoya gidince kendimi gördüğümde korkmaya başlamıştım.

Burası nispeten koğuşa göre iyi sayılırdı. Ama buranın da yer parası vardı. Böyle bir yer cezaevinde iki taneydi. Öğrendim ki orası da paralıdır. Aylık para veriyorsun. Baştakiler parayı müdürlerle paylaşıyorlar.

Burada kaldığım sürece her ay para verdim. Herkesten alıyorlardı.

Ama hiç değilse dışarıdan yiyecek getirebilirsin. Birde temiz tutabilirsin kendini. Ayrıca volta atacak bir koridoru da vardı.

Buradaki mahkûmların bir huyu vardı. Koridorda gezdiklerinde turladıklarında yere tükürüyorlardı. Bunu boş yer sandıkları her alanda yapıyorlardı. Ben de gördükçe ifrit oluyordum. Tek kişiyim. Diğerleri böyle bir durumu normal karşılıyordu. Ben ise her gördüğümde cinlerim tepeme çıkıyordu. Öyleleri voltada olunca çıkmıyordum. Kimsenin olmadığı sakin bir zamanı bekliyordum.  Ve buluyordum. Çünkü çoğu voltaya çıkmıyordu. Ben her boş bulduğumda turladıkça turluyordum.

Düşünüyordum ve düşünüyordum…

Hastalandık ya. Artık bayağı ilerlemiş, bazı geceler sayıklamaya bile başlamıştım.

Doktora çıkmak da  öyle kolay değildi. Rüşvet ve tanıdıkların gerekiyordu.

Ezidi Xalo ile telefonla konuştum. Onun cezaevlerine bakan yöneticilerden bir tanıdığı vardı. O tanıdığı doktorla konuşmuştu.

 

Bir gün baktım haber verdiler; “doktor seni çağırıyor” diye.

Doktora çıktım.

Ciğer röntgenlerimi çekti.

Kötü düzeyde hastasın, dedi. Bulunduğum yerden ayrılmamı istedi. Veremli olanların kaldığı bir bölüm vardı, oraya geçmemi söyledi.

Ben, hayır oraya geçmeyeceğim, yeniden bazılarının sorunlarıyla yüzleşmek istemiyordum.

Durumu doktora anlattım, tercüman aracılığıyla.

Olmaz dedi. “Gitmezsen öleceksin”…

En zor koşullarda postu deldirmemişiz. Şans eseri yaşıyoruz. Operasyonların içinde kalıp çıkmışız. 12 Eylül Evren faşizmi koşullarında yaşamışız.

Böyle ucuzundan bir hastalıktan gitmek çok zoruma gidecekti.

Tamam, “bu hastalığı yenmek için gideceğim” dedim doktora…

*Veremlilerin olduğu bölüme geçiyorum…

Küçük koğuşlar vardı. Bir ermeni beni kendi koğuşuna götürdü. Orada yer vardı.

Sonra baktım QayPiçiler(İyi oğlanlar) devreye girdi, beni oradan çıkardılar, başka bir yere verdiler. Orada yatacak boş yatak yoktu. Öyle kaç gün orada kaldım. Doktor gelip yeniden kontrol etti, sıraya koyup sürekli ilaçlara başlanacaktı.

Neyse uzatmadan burada hasta halimle bu xıyar QayPiçiler para için yine dayak attılar. Orta bir yerde sonuçta anlaştık. Daha sonra BM vb kuruluşlar beni görmeye geldiği için biraz çekindiler. Fazla üzerime gelmediler. Sanırım üstten de uyarı almışlardı.

İlaçlara düzenli başlamıştım. Orada yeni bir koğuşa geçtim. Bir Ezidi Kürt ve Azeri vardı. Biride Ermeniydi. Diğerleri Gürcü.

İlaç kullandıkça ciğerlerden toplanan kan temizleniyordu. Bu hastalık ölümcül değil günümüzde. Ama Tiflis cezaevinde ölümcül olabilirdi. Ciğerde yara açılıyor. Oraya sıvı-kan akıyor. Düzenli ilaç ve iğne kullanamazsan ölüm kesindir.

Burada bir dönem ilaç kullandım. Önemli tehlikeyi atlatmıştım. 2 aydan sonra beni yeni bir cezaevine gönderdiler.

 

*Tub Zona-Verem hastalarının kaldığı cezaevi.

Burası geniş bir arazi üzerine kurulmuştu. Bir kaç binadan oluşuyordu. Gündüzleri her zaman bahçedesin, binalardan birinden diğerine geçebiliyorsun. Güneş görmeye başlamıştım daha belirgin ve gün boyu…

Yiyecekleri diğer yerlere göre biraz daha iyi.

Tedavi olmaya burada devam ettim.

Kızıl Haç bakıyordu. İlaç vb. şeyleri karşılıyordu. Ayrıca herkesi buraya göndermiyorlardı. Bazılarını Tiflis’teki bölümden yine koğuşlara veya başka yerlere veriyorlardı. Onlar her an yine hastalanabiliyordu. İki veya daha fazla yeniden vereme yakalanırsan, artık iğne ve ilaç tedavisine vücut cevap veremiyor. Böylelerine kronik verem diyorlardı. Artık ömür boyunca düzelme imkânları yoktu. Yaşama kısa zamanda elveda demek zorunda kalıyorlardı. Tub Zona da kronik veremli olanların kaldığı bir bölümde vardı.

Kaç sefer gördüm. Bazı hastaları getiriyorlardı. Bahçeye bırakıyorlardı. Artık kurtulma şansları bulunmuyor. Gözlerimizin önünde ölüp gidenler vardı. Kızılhaç da  ilgilenmese ölünmemesi gereken bir hastalıktan çoğu ölüp gidecekti. Tam iyi bilemiyorum. Cezaevinde bu hastalığa yakalananların çoğunun veya yarısının zamanla yine yaranın tekrar açılması ile yaşamını noktaladıkları anlatılıyordu.

Burada bir dönem kaldım. Bir dönem daha uzatmak imkânı vardı. Doktoru görünce uzatabiliyor. Başka yere gitmektense bir dönem daha kalmak benim için iyi olacaktı.

Doktoru gördüm, rüşvet verdim ve kaldım.

İğne vurmaya ve ilaçları kullanmaya bir dönem daha katlandım.

Bu süre bitince doktor 3. kez kabul etmedi.

Burada kaldığım sürece geçmişi muhasebe etme, kitap okuma ve yazmayı sürdürdüm.

 

*Bana 3 yıl ceza vermişlerdi. Başta belli bir para karşılığında bırakma eğilimindeydiler.

TC devreye girip beni isteyince bundan vazgeçtiler. İlk günlerimde yanıma gelen olsaydı, belki ucuz atlatabilirdim.

2005 yılında tutuklanmıştım. Tutuklandıktan 2-3 ay sonra onların istihbaratından iki kişi Tiflis cezaevinde yanıma gelmişlerdi.

-Türkiye’de polise çalışıp çalışmadığımı sordular.

-Hayır dedim. Öyle pratiğim olmadı ve yapmam da…

Bana: “Ermenistan ve Almanya’da gidip derneklerde vb çalışırsan seni serbest bırakırız” dediler.

Konuşmaları kısaca bu çerçevedeydi.

Düşümdüm, Bu, TC adına yapılan bir teklife benziyordu.  Gürcistan’ın öyle bir derdi olamazdı. Ayrıca beni denemek de isteyebilirler kanısındaydım.

Kendilerine “hayır” dedim. Böyle bir teklifi asla kabul edemem… Benim Gürcistan ile bir sorunum yoktur türünde kısa cevaplar verdim.

-“İyi düşün 15 gün sonra yeniden geliriz.” diyerek ayrıldılar..

-“Görüşüm değişmez” dedim.

Ve onlar ayrılıp gittiler, 15 gün sonra ve bir daha da gelmediler.

Ama kafam da hep bir kuşku olarak kaldı; “Acaba beni verebilirler mi?”

Daha sonra bakanlarından biri avukatıma; “TC ye vermeyeceğiz ama ceza vereceğiz” demişti.

Neticede 3 yıl ceza verdiler.

Cezamın 2 yılı bitmişti. Geriye bir yıl kalmıştı.

Tub Zona nın yakınında başka bir cezaevi vardı, beni oraya verdiler.

 

*Cezaları kesinleşenlerin kaldığı bir cezaeviydi.

Buraya gitmeden Van ve Diyarbakır dan iki hemşehrimin olduğunu öğrenmiştim.

Vanlı olanın müdürle de arası iyiydi. Cezaevi müdürü Ermeni’ydi.

Oraya gittiğimde Diyarbakırlı Hasan beni karşıladı. Kendi yanına aldı. Vanlı da oradaydı. Birlikte kalıyorduk. Vanlı nın müdürle arası iyi olduğundan ve Hasan da orada kendine yer edindiğinden Qay Piçiler bana karışmadılar. QayPiçilerle aram limoniydi. Onları sevmiyordum. Gerekmedikçe ilişkim olmuyordu. Ayrıca çeşitli kuruluşların benimle ilgilenmeye başlaması da bana dokunmamalarına nedeni olmuştu.

Ne yaptıklarıda kendi bilecekleri işti, onlara hiç yaklaşmıyordum.

 

*Bu arada af çıkmıştı. Artık verilen 3 yılın çoğu bitmişti. Bende yararlanıyordum. Hemen bırakılmam gerekiyordu.

Aftan yaralanan diğer mahkumları bırakıyorlardı.

Benimki uzamaya başladı.

Endişelerim arttı, beni acaba Türkiye ye verecekler mi?

Neden uzatıyorlar?

Bu ara Vanlı hemşerime müdür, istihbarattan adamlar geldiğini, benim durumumun iyi olmadığını vb söylemiş..

Vanlı hemşerim üzülürüm diye bana söylemiyordu. Başkalarına söyledi ama kulağıma kadar geldi.

Almanya’da iltica pasaportu almıştım. İptal etmişti. Yeniden başvuruda bulundum, ayrıca eşim Songül (Songül’ün kim olduğunu belirtmek lazım) de beni istiyordu.

Birgün Almanya konsolosluğundan orta yaşlı bir insan geldi. Aleviydi ama Almanya’da büyümüş, Almanya vatandaşıydı.

Yeniden ona dilekçe yazıp verdim. Kendisiyle sohbet ettik. Cezaevine istihbaratın uğradığını ve duyduğum kadarıyla işlerin iyi olmadığını söyledim.

İyi birine benziyordu. Elinden geleni yapacağını söyledi.

Derken iki gün sonra bir kez daha yanıma geldi.

-“Seni Almanya’ya alamayacağız. Kabul edilmiyorsun. Ama Gürcistan la TC ye verilmemen için konuştuk. Seni vermeyecekler. Her hangi birşey olursa bana bildiriniz” diyerek telefonunu bıraktı.

Teşekkür ettim kendisine. Adamın söyledikleri ve anlatımı bana inandırıcı gelmişti.

Epeyce sevindim ve rahatladım.

*2006 yılı başlarında yazdığım bir kitap vardı. Oraya açıkça not bırakmıştım. “Eğer TC ye verilirsem sadece kendimi savunacağım ama yaşamıma son vereceğim” demiştim.

 

Orada 16 yıl cezaevi yatmıştım. Yeniden çıkmamak üzere yatmak çok ağır gelecekti.

Kafama koymuştum ve yapacaktım.

Neyseki bu seçenekle karşılaşmadım.

Kefeni bir kez daha yırtmıştık.

Zaten gençlik ile birlikte Azrail’le yakın arkadaştık.

 

*Ermeni cezaevi müdürü seni çağırıyor dediler.

Gardiyanla birlikte yanına çıktık.

Odasına girdim.

Gülmeye başladı.

Anladım ki özgür kalacağım.

Vanlı hemşerimi tercüman olarak çağırdı.

Bak senin için bir kağıt hazırladım. Kürt olarak yazmışım. Bu kağıt benim kimliğim yerine geçiyordu.

Avukatını çağırdık.

Birazdan seni bırakacağız.

İçimden derin bir of çektim…

Koğuşa döndüm. Tanıdıklarla vedalaştım.

Çağırdılar.

Avukatım gelmişti.

Artık özgürdüm….

 

*Doğan Şırnaklı aklıma geldi.

Dağda onunla konuşuyorduk.

50 yaştan fazla yaşamak haramdır diye…

Bakıyorduk eski arkadaşlardan pek kimse kalmamış.

Hele gerilla mücadele başladığında Kuzey Kürdistan’da pratikte bulunan genç ve orta yaşlısından pek geriye kalanı yoktu.

Bu vb. şeyleri düşünüyor, konuşuyorduk.

Gerçi Şırnaklı Doğan dizinden ciddi yara almıştı. Tek koldu. Yırtmıştı ve hâlâ yaşıyordu.

Anlaşılan bu kadar hayatta kalmayı şehit düşen arkadaşlarımızı düşünürken yadırgıyorduk.

Bilmem Doğan arkadaş, beni takip ediyormusun?

Hâlâ yaşıyoruz…

Ne diyorsun?.....

Yaşam ve ölüm ikiz kardeştir…

 

Not: Sözünü ettiğim Tiflis cezaevi Sovyetler zamanından kalmıştı. Başka noktaları ve kaldığım zamandaki insan manzaralarını yazmayı düşünüyordum. Bir bütün yapamayınca belki parça parça yaparım.

Tiflis Cezaevinin yıkıldığını ve yeni bir cezaevi veya cezaevlerinin yapıldığını duydum… Daha içerden çıkmadan da yeni yerler yapıldığı söylemi vardı.

Dursun Ali Küçük

 

 

 

 

Yorumlar

Evet ya§iyorsunuz vefadàr ve fedakàr Kurd evladlari.Dilerim bundan boyle saglikli ve uzun bir omrù yine vatanimiz Kurdistan için ya§arsiniz. Omrùnùzù vatanimiz Kurdistana adadiniz ve adayanlar nede hazin ve inancli bir hayat ya§amisiniz. Dilerim sagliginiz iyidir ve bir mù§kùlatiniz yoktur. Selam eder gozlerinden operim fedakàr ve fedakàrlarin hevali.

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Rojname Kurdish News

Güncel

Kuzey Suriye sınırlarının 30 bin kişilik bir orduyla korunacağı haberlerinin ardından, başta Kürtler olmak bütün dünyayı tehdit etmeye başlayan Erdoğan, bugün yaptığı konuşmada da kürsüden TSK’ye ‘