ala kurdistan
Ey Reqîb

Tanrı Savaş mı İstiyor? –Yavuz Özcan

Sözleşmeli asker alımlarında imzalatılan kontratta Ölümleri halinde yalnızca ailesine, eşine ve reşit olan çocuklarına bildirim yapılacak ve bekar olması halinde anne ve babasına, evli olması halinde eşi ve çocuklarına belirlenen miktarda tazminat ve aylık ödenek verilecektir ibaresi bulunmaktadır.
 
Efrin seferi,  KRAL TV programcısı Afrikalı Ali'nin canlı yayında sarfettiği "Operasyona itiraz eden, sesini çıkaran ister gazeteci, ister Milletvekili olsun vurun" ifadeleri başlamıştı. Belki siz duymadınız ama tamda böyle olmuştu seferin başlaması...Sonrada 90 bin Camide Fetih çağrıları yapılarak Allah da bu işe ortak edilmek istendi.Tabi haliyle ilk refleksim haşa haşa,Tanrı Savaş mı İstiyor ? deyi vermiştim. Hadi vicdanınız yok, aklınızı da mı yok ? Bilirsiniz savaşlarda önce gerçekler ölür....
 
Tarih boyunca yapılan binlerce savaşta izlenen en ilginç yan şudur: Savaşan her iki taraf da “Tanrı bizimledir,” der. Her iki taraf da Tanrı’dan yardım diler. Her iki taraf da savaşta ölenlerin Tanrı katında önemli bir yere ulaşacaklarını anlatır. Çoğu zaman her iki taraf da Tanrı adına savaştığını söyler. Ama bu kez durum bu değil. Kürdler kendileri için savaştıklarını deklare etmişlerdi zaten. Peki Türkler, Zeytin ağaçlarını kökünden sökerek zeytinciliği öldürürken, kurumuş zeytin dalıyla sefere çıkarlarken, tanrıyı neden kendi işlerine karıştırmak istediler  doğrusu anlamaktan zorlanıyor insan…
 
Sizde, bende bu nasıl olur diyoruz değil mi? Tanrı savaş mı istiyor? Ya da Tanrı, kulları arasındaki savaşlarda taraf mı tutuyor? Diye işi çözmeye çalışıyorsunuzdur benim gibi.
 
Eğer Tanrı kavramı üzerinde biraz daha derin düşünürsek, onun taraf tutmasının ne kadar yanlış olduğunu anlayabiliriz. Tanrıyı savaşan taraflardan birinin yerine yanına koymak ne kadar doğruysa, diğer tarafın yanına koymakta o kadar doğrudur. Bu durumda iki tarafın eşitliği birbirini götürür. Oysa şiddetin aksine, barış yolunun Tanrı tarafından onaylanmaya ihtiyacı yoktur. Çünkü barış, var olduğu her yaşam tarzını iyiye götürmüş ve kendi meziyetleri sayesinde haklı çıkarmıştır der alimler.
 
Aslında tek tanrılı dinlere ait kutsal kitaplarda, Tanrı’nın savaşa karşı olduğuna dair pek çok bölüm vardır. Bu dinlere göre, insan hayatı kutsaldır, öldürmek günahtır, Tanrı yarattığı varlıklara karşı şiddeti onaylamaz diye yazar. 
 
Çeşitli dinlere mensup kimi bilginlere göre savaş, Tanrı’nın sıfatlarına ters düşen bir eylemdir ve ona ihanet anlamına gelir. Buna göre savaş karşıtı olmak ya da savaş kışkırtıcılığı yapmak da Tanrı’ya mal edilebilecek sıfatlar değildir. Peki Türkler bunu her defasında niye yapıyor dersiniz ?  Bunuda George Carlin’in şu sözü ile izah edelim.
 
Dünyanın dört bir tarafındaki askeri mezarlıklar tanrının yanlarında olduğuna inandırılmış, beyni yıkanmış ölü askerlerle doludur..
 
Ünlü Rus yazar Tolstoy derki, Savaş, yaşamak için öldürmektir.
Savaşın çok acımasız bir durum olduğu, açlık, susuzluk, yorgunluk uykusuzluk insan piskolojisinin ölüm ile kalım arasında sıkışıp kaldığı, kalp atışlarınin pat, pat atıp zirve yaptığı durumdur. 
 
Yanında beraber savaştığı yaralı, ölü yada yaralı arkadaşı'nın aci çiğliklarını, ölü bedeni ile yüz yüze geldiğinde,savaşin ne kadar acımasız olduğunu kişinin o andaki ruh halini düşünün?
Bunun gibi bir çok soruyu kendimize sorabilirsiniz.
 
O askerleri savaşa sürenler,sürükleyenlerin umurunda zaten olmaz. Ana, babanın ne düşündüğü umurlarında bile olmuyor. Saraydakiler, Saray ve servetlerini kaptırmamak için iktıdarda kalmanın derdindedirler. Onlar işin bilincinde, askeri Savaş sahasına sürdükten sonra,bireyin başka alternatifinin kalmıyacağını çok iyi bilirler. 
 
 
Erdogan peşi sıra dizilmiş tabutlar istiyor
Devlet, askerini farkı örgüt adları olan cihatçılarla yan yana yeni bir batağa sürmektedir. Afrin operasyonuyla hedef, Kürdün kanının dökülmesidir, kazanımlarının yok edilmesidir. Çünkü, Erdogan bu ülkenin gençlerinin tabutları üzerinde yükselmektedir. Tek Adam’ın “Bu süreçte şehit ve gazi de olur, kan da olur” demesi bundandır.
 
Savaş geçene kadar ölü taklidi yapmak ya da savaşa karşı söz söylerken saldırı altındakilerin kusurlarını sıralamayı şart bellemek, bize bir şey kazandırmaz. Türkiye’ye kaybettirir. Diktatörlük inşasını durdurmak, kendilerine sahip çıkmaları için bu kirli,gayri meşru savaşa amasız fakatsız Türklerin karşı çıkması gerekir,gerekirdi...
 
Şu anda Türkler’in ilgisizce izlediği Efrin saldırısı aslında kendi gelecekleridir, sadece bunu henüz bilmiyor olmalarıdır.
 
 Devletlerin tarihinde çok korkunç, çok kanlı, dehşet verici sahneler oldukça boldur, neredeyse her devletin tarihinde vardır bunlar ama, insanda Efrin’e ‘fetih’ düzmecesi gibi yalanlar, insanda sanki derisinin üzerinde salyangoz yürüyormuş duygusu uyandırıyor.Tefal tava üstünde o kaygan alanda insana binbir takla attırıyor hissi veriyor sanki.Savaş naraları arasında tabut tabut asker ölümleri olunca,ne devlet nede medya görmez oluyor bu ölümleri.Ama sanki yokmuş gibi...Peki bu ölen askerler kimlerdir neden kaydı kuydu yoktur.Bu olayı yıllar oncede yazmıştım ama yeniden yazmakta fayda var.
 
Hakkâri milletvekili Adil Kurt’un bu konuda bir önerge vermişti vakti zamanında.Ordan başladım nedir ne değildir mesele diye araştırmaya başladım.Önce Adil Kurt’un verdiüi soru önergesine verilen cevaplara bakarak başladım.
 
Önergede tam olarak 5 soru bulunuyordu. Kaç sözleşmeli er vardır, ne kadarı çatışma bölgesinde görev yapmaktadır gibi sorulardı ilk üçü. Savunma Bakan’ı bunlara ayrıntılı bir biçimde cevap vermişti Allah için: Birinci dönem 539 personel temin edilmiş; 503’ü birliklerinde görev yapıyor. İkinci dönem 453 personel temin edilerek birliklerine sevk edilmiş. Üçüncü dönem 432 kişi testlerden başarılı olmuş fakat onların sağlık muayenesi ve güvenlik soruşturması halen sürmekteymiş deniliyor. 
 
Önergede “Bugüne kadar terörle mücadele kapsamında şehit olan sözleşmeli erbaş/er bulunmamaktadır” diyor fakat sonra şu ifadeyi kullanıyor: “İcra edilen İç Güvenlik Harekâtı kapsamında 3 Eylül 2016-21 Haziran 2017 tarihleri arasında 81 profesyonel (subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş) şehit olmuştur.” 
 
Önergede sorulan dördüncü soruda: Çatışmaların yaşandığı bölgelerde görevlendirilen sözleşmeli er ve profesyonel birliklerde çalışan personeller işe alınırken ve imzaladıkları sözleşmelerde haklarıyla ilgili ‘ölümleri durumunda’ belirtilmiş özel husus veya hususlar var mıdır? 
 
Beşinci soru: Bu anlamda çatışmalarda ölmeleri durumunda, ‘ölümlerin açıklanmaması’ gibi bir beyanda bulunmuş veya böyle bir ibareye imza atmışlar mıdır? diye sorulmuş.
 
Savunma Bakanı ilk üç soruya ayrıntılı biçimde cevap vermesine rağmen yukarıdaki  dört ve beşinci soruya ortak ve sallama bir yanıt yazmayı tercih etmiş. Şöyle: “Temin edilen sözleşmeli er ve erbaş ile diğer profesyonel personelin sözleşmeleri; 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri’nde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubay Yönetmeliği, 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ile Uzman Erbaş Yönetmeliği, 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu ile Sözleşmeli Erbaş ve Er Yönetmeliği esasları çerçevesinde yürütülmüştür.” 
 
Ben anlayamadım,siz anladınız mı ? Sizce ne diyor? Sözleşmeli erlere ölümlerinin basına açıklanmaması gibi bir şart içeren kâğıt imzalatılmış mıdır, imzalatılmamış mıdır? Bakan bu soruya niçin “Böyle bir şey söz konusu değildir” diye net ve berrak bir cevapla yanıt vermemiştir? 
 
Verememistirde ondan. Çünkü sözleşmeli asker alımlarında imzalatılan kontratta ‘Ölümleri halinde yalnızca ailesine, eşine ve reşit olan çocuklarına bildirim yapılacak ve bekar olması halinde anne ve babasına, evli olması halinde eşi ve çocuklarına belirlenen miktarda tazminat ve aylık ödenek verilecektir’ ibaresi bulunmaktadır.
 
Genel Kurmay Başkanlığı maç sonuçlari gibi rakamlar üzerinde "Onlar da vurdu ama, biz daha fena dövdük" diyerek resmiyette ölümleri kayıtlara geçirmediği sözleşmeli askerlerin ailelerinin acısını böyle dindiriyor…
 
Çocuklarının bedenini bir daha hiç koklayamayacak,bir daha hiç sarılamayacak olan annelerin bu açıklamaları duyunca, "Oh iyiymiş bari üzülmeyeyim"diyeceğini sanıyor bu devlet. Yıllardır bu açıklamalar gına getirdi. Bu açıklamalar hükümetten hükemete devir teslim tertibinde devam edip gidiyor ne yazık ki.Bu nedenlede ölen asker sayılarını kamuoyu asla öğrenemiyor. Efrin seferindede aynısı oluyor...  
 
O ünlü son‘terörist’ kim sahi, anne karnındaki bebek mi?
Efrinde çatışmalar devam ederken Binali Yıldırım "Son terörist etkisiz hale getirilene kadar mücadelemiz sürecek" sözlerine ne demek gerekir doğrusu bilemiyorum.
 
Bu son ‘terörist’ annesinden henüz doğmadıysa, ne yapılacak sahi orası meçhul. Peki Yıldırım niye bunu söylüyor. Dedim ya bu söylemler devir teslim şeklinde süre geliyor vede bu şekilde devam edeceğe benziyor… Peki neden bu kadar tuhaflıklar var bu devletin ve devlete ölesiye bağlı halkının geleneğinde hiç düşündünüz mü? Düşünmediyseniz artık düşünmeyin…Ben size bazı önemli tuhaflıklarını derledim. 
 
Şimdi birlikte matematik şemasi gibi inceleyelim bakalım neymişler…
Onlar barışı birilerini yakarak, birilerini katlederek, birilerini linç ederek algıladıkları için tüm savaşlarıda aslında  birer barış harekatı olarak görürler. Bu nedenlede Efrin Seferine de Kuyucu Murat Paşa zihniyetiyle ‘Zeytin Dalı Harekatı’ na ismi koymuşlar. 
 
Bu zihniyetin geleneksel sporlarının başında  sık sık devlet  yıkmak ve  sonrada kurmak gelir. Ve geleneksel sporlarını dahada genişletmek için yakma ve linç etmeyide eklemişler ki, devletin yıkılması uzun sürerse bunlarla meşgul olsun ümmet. 
 
Bu uygarlığın en çok korktuğu şeylerden biride, devletlerini başkalarının kendilerinden önce batırması ve yıkması ihtimalidir. 
 
Bu uygarlık çok eşitlikçidir, başka devletleri yağmaladıkları kadar kendi devletlerini de yağmalarlar. 
Bu uygarlık için rakam uğursuz, söz kutsaldır. Camiler kışla, Minareler süngüdür...
Bütün rakamlar yaşadıkları ülkenin battığını gösterse bile, onlar ülkelerinin dünyanın en güçlü ülkesi olduğunu ileri süren politikacıların sözlerine inanmayı yeğlerler.  Örnek olarak, borç stoku 2017 sonu itibariyle 876.5 milyar liraya yükselmiş
.
535.4 milyar lira tutarındaki kısmı Türk Lirası cinsi, 341 milyar lira tutarındaki kısmı döviz cinsi borçlardan oluşmakta.
 
Bir ülkenin borç stoku demek, o ülkenin hem dış hem de iç borcunun toplamı demektir. Ama buna rağmen kömür ve makarna dağıtımında pay alan fakirliğin diz boyu dolandığı mekanların insanları hikmeti ilahidir ki hayatlarında gayet mutlu mesut Efrin Seferini canı gönülden alkışlıyorlar....
 
Sır saklamakta çok başarılıdırlar, en sıkı şekilde sakladıkları sır ise kendi fikirleridir. 
Aslında sakladıkları düşünülen fikirler hiç yoktur ve bu nedenle gizlenilmiş sır olduğu düşünülür. Lakin Efrin seferi başlamadan günler önce medyaları plan veprogramları davul zurna eşliğinde ahaliye duyurmuştu..
Barışçıldırlar, bu yüzden Kürdistanda yaptıkları her sefere böyle ‘Zeytin Dalı’narinliğinde ismler veriyorlar. Savaşa barış operasyonu adını veren tek tür uygarlıktır. 
 
Doğallığa çok önem verirler, bir erkek çocuğuna ilk öğrettikleri şey küfürdür ve bu küfürleri çocuğa ettirip, sonrada amcası gördün mü ne kadar akıllıdır diyerek sevinirler. Çocuğa devletin kutsallığını doğar doğmaz öğretirler. Öldürmeyi kurtarma, savaşı barış diye çocuğa sıkı sıkı tembihlerler.Çocukta eline silah verilip dualar eşliğinde hadi çocuğum sıra sende, Allah yar ve yardımcın olsun dendiğinde ve etrafta davul zurna eşliğinde halay ve zılgıtlar çekildiğinde barışa gittiğini sanır her seferinde ve çok geçmeden anasının yüreğine ateşi düşürü verir... 
 
İkramı aşırı derecede severler, bu nedenle, lokantada hesabı ödemesine itiraz eden arkadaşının kulağını kesenler yalnızca bu uygarlığın mensupları arasından çıkar. Bununla kalmayıp bir birine sık sık kurşun sıkarak da ikramda bulunurlar.
 
Eğlenceye düşkündürler, pikniğe gidip ormanı yakmak, düğüne gidip damadı vurmak en sevdikleri eğlencelerdendir. 
 
Hiçbir piskoloğun çözemediği bir nedenden dolayı balkonda oturanlara Kürdler kadar düşmandırlar. 
Ne zaman futbol takımları galip gelse, ne zaman bir düğün töreni olsa,ne zaman orduları bir sefere çıksa,  o sırada balkonda oturan birkaç kişiyi vuru verirler. 
 
İnançlarına sadıktırlar, futbolun döner bıçaklarıyla oynanan bir oyun olduğu inancından zulüme karşı başkaldıranları linç etmek ve binalarla birlikte yakmaktan, savaşı barış saymaktan onları kimse vazgeçiremez. 
Kadına çok önem verirler, onun için kadınları evlere özenle saklarlar; en büyük arzuları kadınları içine koyabilecekleri bir kasa icat etmektir. 
 
Teknolojide kimsenin aklına gelmeyen buluşlar yaparlar, şişeyi kıçına vurarak açmak, arabayı tekmeleyerek çalıştırmak, televizyonu yumruklayarak tamir etmek bu uygarlığın dünyaya armağanları arasındadır. 
Yalandan nefret ederler. 
 
Hatta zaman zaman, yalana duydukları nefret gerçeğe duydukları nefretin boyutlarına ulaşır. Kırk yıldır Kürdlerle olan savaşı her yıl bitirdiklerini söylerler ama savaş her yıl dahada şiddetlenir. Ölen askerlerini hep gizlerler ölenlerin aslında asker kıyafeti giymiş ‘teroristler’ olduğunu iddia ederler...
 
Yıllarca Kürdler diye bir halk yoktur derler, sonra bir gün kalkar Kürdçe tv açarlar. TV leri açıkken yine kalkar Kürdler ve Kürdçe yoktur derler.
 
Çok saygılıdırlar, bu uygarlığın katillere gösterdiği saygıyı başka hiçbir uygarlık göstermemiştir. Ağca’ya, Ağa’ra, Soylu’ya, Ala’ya vb, saygı görmek istiyorsan birilerini illahaki öldirmek gerekir Hrand Dink’in katili gibi, yoksa otur oturduğun yerde...
 
Fikir tartışmalarını severler, bu tartışmaları genellikle daha hızlı bıçak veya tabancayı çekenler kazanır.   
Geleneklerine bağlıdırlar, evlerini çadır gibi, arabalarını at gibi kullanırlar, kadınlarını ya bıçakla yada satırlar öldürürler. 
 
Bu uygarlığın insanları deneye çok önem verirler, bir mayının patlayıp patlamayacağını üstünde zıplayarak, bir gaz tüpünün infilak edip etmeyeceğini kibrit tutarak anlamak konusunda çok kararlıdırlar. Efrini 5 günde alıp almayacaklarını denemek için yüzlerce askerlerini ölüme gönderiyorlar.
 
Kadercidirler, “allahın dediğinin olacağına” inanırlar, allah da her seferinde “kibrit tutulan gaz tüpü patlasın” der. 
Meraklıdırlar, bir dahaki sefere “allahın gene aynı şeyi söyleyip söylemeyeceğini” merak ettiklerinden gene tüpe kibrit tutarlar. 
 
Bu konuda, allahın mı yoksa Türk uygarlığının mensuplarının mı daha inatçı olduğuna kimse karar verememiştir. En son olarak Efrin seferine Allahıda işe katmak için 90 bin camide dua okutarak ceng havasında davet etmişlerdir...
 
Bu uygarlık, bozkırlarda doğayla mücadele ede ede geliştiği için, doğaya meydan okumaktan özel bir zevk alır. 
Evlerini kumla yapar, binalarını dere yataklarına kurarak doğayla dövüşürler. 
 
Kararlıdırlar, bu mücadeleyi her seferinde kaybetmelerine rağmen asla doğaya taviz vermezler. Bu nedenlede İstanbul dünya metropolleri arasında güpe gündüz şehir merkezinde yağmur suyunda onlarca insanın boğulduğu şehir ünvanına sahiptir.
 
Çok paylaşımcıdırlar, bütün dünyaya kendi uygarlıklarını paylaşmayı önerirler.  
 
Efrine attkları bombalardan 5-10 tanesini de kendi şehirleri olan Hatay’a atarak ne kadar paylaşımcı olduklarını bir kez daha ispatlamışlardır.
 
En çok, Mustafa Kemal’in söylediği iddia edilen “Size ölmenizi emrediyorum” sözleriyle övündükleri için sürekli olarak “ölmeyi emrettiler” çocukları öldürüp öldürüp gömmekteler ve son Reisleriylede ‘Size kefen giymeyi emrediyorum’ lugatını geliştirerek ölüm şekillerine zenginlik kattılar.
 
Pimini çektiği bombayı askerin eline tutuşturup mevzi mevzi dolaştıran teğmenden, kendi döşediği mayına basarak ölen askerlere aptallar yürümesini bilmiyorlar  diyen  ve çok uzun yıllar sadece darbeyle ilgilendiler; darbe yapmadıkları zaman darbe planı yaptılar, oda yetmedi gündüzün ortasında bir darbe provası yaparak onlarca askerini linç ederek öldürdü bu uygarlık. 
 
Kobani, bütün Kürd bireylerinin içsellesmenin  bir büyük Kürd destanıdır. Efrin bu destanın daha da ötesinde sonuçları olacak, Kürdlerin birliktenliğini, haklılığının, kahramanlığının,fedakarlılığının bir üst aşaması olacaktır.... 
 
Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News