ala kurdistan
Ey Reqîb

Nükleer Aziz-Metin Yeğin

Enerji yutucuları olmazsa eğer, -otoyollar, otobanlar, viyadükler, gökdelenler ve bunlar için gerekli mesela çimento fabrikaları- herkese yeter demokratikleştirilmiş enerji. Sadece bir gökdelen, 3600 konutun enerjisini yutar. Bu yüzden gökdelenleri yıkıp dutluk yaptığımızda hem enerji hem dut açığımız kalmayacak…

Zapatista komününe baraj yapıyorduk. Üçü kadın beş kişi, iki kazma, iki kürek, biraz önce sapı kırılmış bir kazma, yeni durmuş tropik yağmur, inatçı çamur, bolca kahve ve devrimci neşe. Bir göleti derinleştiriyorduk, burada birikip sonra dik bir yamaçtan aşağı inecekti su. Yamaç çok uzak değildi ama onu da dikleştirmek gerekiyordu. Komünist bir İtalyan belediye tribün gönderecekti. Fotoğrafını göstermişti İtalyan arkadaşlar, irice bir su motoru gibi bir şey ama dert onun nasıl komüne sokulacağıydı. En az 5 aramadan geçilmeden buraya girilemiyordu. Meksika askerleri, polisleri, askeri polisleri ve paramiliterler, yani suç işleme serbestisi ile bezenmiş ücretli katil sürüsü ve tecavüz. Parçalayarak sokmayı düşünüyorduk tribünü. “Gövdesini turist taşıyan bir cipin aksına sabitleriz” diyordu birkaç arkadaş ve “iki de boru çıkartırız radyatöre doğru.” Kimsenin borulara dokunmayacağına dair bir inancımız vardı. Boruların kutsal olduğunu düşünüyordu galiba dünyadaki herkes ya da insanın her zaman bir şeylere inanma ihtiyacı var.

Her gün daha kalabalık çalışılıyordu aslında. 10 kadar İtalyan arkadaş oluyordu barajda çalışan: Anarşistler, Komünistler, sosyalistler yeşiller, filan. Bazen 3-4 kişi kalıyorlardı. Yavaş yürüyordu ama hızla yetiştirmek gerekmiyordu. Elektrik için biraz geç kalınmış olabilirdi zaten. Bir yüzyıl kadar. Bunun iyi tarafı elektrik faturasının gelmiyor olmasıydı. Biraz mum ya da gaz lambası, bazen Hindistan cevizi yağıyla yaktığımız. Bu baraj bitince de fatura olmayacaktı zaten. Çünkü devlet yoktu. Devlet olmayınca fatura olmaz. Niye insanlar devlet istiyor anlamıyorum. Bir sürü memur filan besliyorsun, mühürler, makam odaları, arabaları, koltukları, vergileri, hapishaneleri ve doymak bilmeyen bir başkanları.

Şimdi hazır sorulara hazır cevaplar verelim. Nükleer santrale ihtiyacımız var mı? Tabii ki yok. Evde karanlıkta mı kitap okuyacaksın? -Soru soranda “seni kitabından yakaladım” suratı. Dudak kenarında bir alaycı kıvrım.- Yoo zaten enerjinin sadece yüzde 28’i evlere harcanıyor. Aydınlatmaya sadece yüzde 7. Yani evde hiç bir şeyden vazgeçmek zorunda değilsiniz. -Benim yüzümde, o kitaplardan okuyorum bunları ifadesi.- Güneş ve Rüzgar enerjisi yeterli aslında değil mi? -Doğaya ve insan duyarlı insan sorusu- Güneş ve Rüzgar enerjisi savunmak iyi cevap ama eklemeli: Enerji de temerküze, tek elde toplanmaya ve büyük olana karşı çıkmalı. Yoksa bir mahalle, bir köy için küçük barajlar, HES olmayan akışkanlığı hızlandıran küçük ölçekte düzenekler doğayı yok etmez; ama büyük güneş tarlaları ve devasa rüzgar değirmenleri de temiz enerji değil. Yani enerjinin temerküzüne karşı enerjinin demokratikleştirilmesi, üretimin dağıtılması, bizi hem enerji sorunundan hem tekellerden hem de faturalardan kurtarır. Nükleer enerji de temizmiş? Kim dedi. Aziz demiş. Güç diyor adam. Geleceğe sahip çıkmak diyor. Açıkça söylemiş aslında. Şirket güç sahibi olacak ve bizim geleceğimiz onun olacak işte. Daha ne desin. Açıkça söylemiş adam! Umarım Nükleer atıkları Aziz’in bahçesine gömmezler de, ‘gelişmiş nükleer’ tıp onu kurtarmak zorunda kalmaz.

Enerji yutucuları olmazsa eğer, -otoyollar, otobanlar, viyadükler, gökdelenler ve bunlar için gerekli mesela çimento fabrikaları- herkese yeter demokratikleştirilmiş enerji. Sadece bir gökdelen, 3600 konutun enerjisini yutar. Bu yüzden gökdelenleri yıkıp dutluk yaptığımızda hem enerji hem dut açığımız kalmayacak…

Sonra kazma ve küreğe döndük Zapatista komününde ve Gramsci, hegemonya filan konuşuyorduk iki kürek arasında. İnsan büyük bir şirket olmadığından, öyle kâr hesaplarını ve reklam filmlerini filan anlamıyor galiba…

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) nükleer santral reklamında rol alan Nobel Kimya Ödüllü bilim insanı Aziz Sancar’a bir açık mektup yazarak, neden Türkiye’de bir nükleer santral inşa edilmesine karşı çıktıklarını anlattı.

EMO’nun Aziz Sancar’a yolladığı açık mektupta şöyle denildi:

“İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi 2015 Nobel Kimya ödülünü 'DNA onarımının mekanistik çalışmaları' konulu çalışmanızla almanızın insanlığın gelişimi açısından büyük önem taşıdığını belirtmek istiyoruz.

“Size bu mektubu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 'Türkiye enerjide nükleer güç istiyor' sloganıyla yayınladığı tanıtım filminde rol almanız üzerine kaleme alıyoruz.

"Çernobil Nükleer Santrali kazası ile dünya büyük bir nükleer felaketi yaşamak zorunda kaldı. "Çernobil kenti ve çevresindeki geniş bir alan 30 yıldır insan yerleşimine kapalı.

“Çernobil’de radyoaktif kirlenme nedeniyle kanser, doğum kusuru gibi pek çok sıkıntı ile karşı karşıya kalınmasının sarsıntılarını atlatamadan 11 Mart 2011’de Japonya’da Fukuşima nükleer santral kazası meydana geldi.

“Türkiye uzun bir zamandan bu yana nükleer santral belasıyla karşı karşıya bırakılmak istenmektedir. Son olarak sizin de yakından bildiğiniz gibi Akkuyu’da nükleer santralin temeli atıldı.

“Radyasyon ve nükleer atıkların yarattığı kirliliği görmezden gelemeyiz. Sizin de bildiğiniz gibi nükleer santralden elektrik üreten ülkeler nükleer atıkların bertarafı ya da depolanması konusunu çözemediler.

“Rusya ile yapılan nükleer santral sözleşmesinde nükleer atıkların akıbetine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu atıklardan kurtulmak için gömme yoluna gidilmektedir. Akkuyu Nükleer Santrali’nin hayata geçmesinin ardından Karacaoğlan’ın türküler yaktığı Toroslar nükleer atık deposu olarak kullanılacaktır.

”Nükleer santralden üretilen enerji ile Türkiye bağımsız olmayacak, tam tersine Rusya’ya göbekten bağlanacaktır. Santralin inşasını üstlenen Rusya aynı zamanda santralin yüzde 51 hisseli sahibi olacak, 15 yıllık alım garantisi ile kendi topraklarımızda Rusya’nın ürettiği elektriği almak zorunda kalacağız.

“Akkuyu’da devreye alınması beklenen santralin kurulu gücü, yaklaşık 20 milyar dolarlık bir maliyetle, 4x1200 MW kapasiteli olacaktır. Buradan üretilecek enerji şu andaki elektrik fiyatının en az üç katına satılacaktır.

“Oysa Türkiye’nin coğrafi konumu göz önüne alındığında bir çok Avrupa ülkesinden daha fazla rüzgar, güneş enerjisi potansiyeline sahip olduğu bilinmekle beraber, aynı üretim maliyeti ile yaklaşık dört katı kapasitede üretimi, yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlayabilmek mümkündür.

“Akkuyu’nun yer aldığı bölge Ecemiş fay hattına oldukça yakın bir bölgedir, bu yüzden de deprem riski taşımaktadır.

“Akkuyu’nun ardından Sinop ve İğne Ada’da yapılmak istenen nükleer santral sonrası ülkemiz ve dünya nükleer bir bombanın piminin çekilmesi sonucunu yaşayacaktır.

“Başta Japonya, Almanya, Fransa olmak üzere pek çok ülke nükleer santral kurma politikalarını terk ederek, güneş, rüzgâr başta olmak üzere yenilenebilir enerji üretim yöntemlerini devreye sokarken, Türkiye’nin böyle bir maceraya girmesini ve sizin de yer aldığınız 'kamu spotu' filminde yer alarak bu politikalara destek vermenizi anlamakta zorluk çekiyoruz.

“Size bu mektubu yazma gerekçemiz nükleer santrallerle ilgili gerçekleri bir de bizim penceremizden görmenizi sağlamaktır.” (DHA)

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News